Feysbuk sağolsun

Feysbuk adlı sitenin varlığını medyadan duydum önce; hafızamızın uzak bir köşesinde kaybolmaya yüz tutmuş eski dostlarımızı, öğretmenlerimizi falan bulabiliyormuşuz feysbuk aracılığı ile. Çok geçmeden üye oldum.  İlk günlerde bilgisayar başında sabahladım desem abartmış olmam. İsimlerini yazdığım kimi arkadaşlarımın fotoğraflarını gördüğümde hemen arkadaşlık isteği gönderiyordum(kimi arkadaşlarım ne kadar da değişmiş, ee zaman...) , çok geçmeden yanıt geliyordu. Sonra arkadaşlık istekleri de gelmeye başladı. Böylece arkadaş listem şekillendi. Bu arada kendi profilimi oluşturdum, fotoğraflarımı ekledim. Yaklaşık yirmi yıldır görüşmediğimiz liseden arkadaşım Nilüfer Oğuz'un bir fotoğrafım için yaptığı "anımsadığımdan çok da farklı değilsin" yorumu beni çok mutlu etmişti. Oysaki başımdan neler geçmişti bu yirmi yılda...


Can dostum Deniz Meşeli ile feysbukta da arkadaş olduk. Ardından  üniversite yıllarımda zorunlu derslerin dışında, büyük bir olasılıkla bir çok seçmeli dersi de birlikte aldığım arkadaşım Nihan Gümrükçü Özdemir ile feysbukta tekrar karşılaştık. Nihan'ın da dediği gibi "merhaba", "nasılsın"dan fazlasını konuşmazdık öğrenciyken. Nihan'ın profiline göz atarken blog'unu gördüm ve yazılarını okudum, deneme tadında, keyifle okunan yazılar (üniversitedeyken de yakından tanımam gereken biriymiş ama ne yapalım arkadaş çevremiz ayrıydı). Sonra yorum(lar) yazdım yazılarına. Bir yazısı için yazdığım yorumun  ardından Nihan "Tolga  neden kendi blogunu oluşturmuyorsun, yazdığın yorumlar blog yazısı niteliğinde zaten " deyince, kendi blogumu kurmaya karar verdim. Yazmak aslında cesaret  ve emek işi. Siz bakmayın benim böyle çalakalem yazdığıma. İyi bir cümle kurmak bile oldukça emek istiyor. Blog yazarı olmama vesile olan Nihan'a buradan teşekkür etmek istiyorum.


Dönelim feysbuka. Bizden sonraki kuşak çabuk benimsedi feysbuku, üye olmayan kaç kişi kaldı? Fotoğraflar, videolar, duygular, düşünceler,   vb. paylaşıldı; hızla yayıldı feysbuk, internet erişimi olan hemen herkes üye oldu feysbuka. İşyerinde genç bir arkadaşım(feysbukta da arkadaşız):
 " Tolga Abi, beni arkadaş listenden silersen, seninle bir daha konuşmam"  diye tehdit etti beni. Bu denli önemli mi olmuştu feysbuk arkadaşlığı? Bununla birlikte  Reyhan'ın bu sözü ciddi söylemediğini tahmin ediyorum, çünkü sanal arkadaşlık adı üstünde sanal, gerçeğe tercih edilir mi, ne dersiniz?


 İş arkadaşlarımın bir çoğu ile feysbukta da arkadaşız. Genellikle bir çoğu hiç ilgimi çekmeyen videoları paylaşsalar da yüz yüze iletişim kurabildiğim bu arkadaşlarımla, (Haydar'la, Yiğit'le, Şirin'le, Gülay'la, Fatma ile)   gerçek dünyada paylaşma olanağı bulamadığımız duygu ve düşüncelerimizi ya da bir şarkıyı, bir şiiri vs. feysbuk üzerinde paylaşıyoruz.


Önceki hafta Kızılayda iki sevgilinin tartışmasına tanık oldum:  Konu feysbuktu ve genç adam profili herkes tarafından görülebilen  kız arkadaşına hesap soruyordu: "Neden profilini herkes görebiliyor, ne yapmak istiyorsun"...  Demek ki kızın feysbuk profilinin açık olması kıskançlık nedeniydi. Sizi bilmem ama bu durum çok garip geldi bana.


Gelelim feysbukun insanları birbirine yabancılaştırdığı, içtenlikten, samimiyetten uzak olduğu gibi argümanlara. Tam tersini düşünüyorum ben. Aksine insanları yakınlaştırıyor feysbuk. Sözgelimi geçen akşam üç lise arkadaşımla bir araya geldik. Açık havada soğuk biralarımızı yudumlarken, ettiğimiz sohbet inanılmaz derecede keyifliydi. En fazla hikaye Bora'daydı; bıraksak sabaha kadar konuşacak... Feysbuk olmasaydı görüşebilmemiz olanaksızdı. Daha bir çok böyle örnek verebilirim. Ne diyelim:


"Feysbuk sağolsun"

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !